9 Nisan 2002
Yağmuru dinliyorum. Ahşap rutubetli pencerelerimden, her bir yağmur damlası ; öyle güzel düşüyorlarki zahmetsizce. Eminim kafama elma düşmeden farkedebilirdim çoğu şeyi ya da farkedemezdim, zaten bir anlamı yok artık. Elma demişken evdeki herşeyi tükettim sanırım tekrar bir toplu alışveriş yapmalıyım. Beni en çok yoran işlerden biri.
O geceki olayı yazmamak için çok direndim ama yokluğunu kabul edemem artık. Yine de yazmayacağım henüz erken.
Aynada bakıyorum kendime ara sıra. Daha önce hiç bu kadar zayıf olduğumu hatırlamıyorum çoğu şey gibi. Ama bir yabancılık çekiyorum o görüntüye karşı ve bu nedenle şu sıralar sık sık bakmaya başladım. Ne zaman baksam o da bana bakıyor gözlerini dikmiş, hiç kaçmadan. Sanki hep beni izliyormuş gibi. Gözümü kapatmamaya çalışıyorum, ne zaman kapatsam daha da yakınlaşıyor sanki bana o zayıf iğrenç şey. Ve bazen aynanın karşısından ayrılsamda onun orada sabit kaldığını hissediyorum ben giderken arkamdan bakıyor, biliyorum.
Belkide aynayı atmalıyım, ama atamam bunu görmem gerekli tıpkı geçmişde bir çok şeyi görmem gerekli olmadığı gibi.
Sen sabitsin, ben olasılıklara maruz kalanım..
13 Şubat 2008 Çarşamba
11 Şubat 2008 Pazartesi
Siyah peri
23 Şubat 2002
Saat şu anda 7.23 ama önce gecenin 3'ünü biraz geçiyordu. Tıpkı yüzlerce kez yaptığım gibi yine teleskobumu alıp çıktım balkona. bulutlardan yıldızları göremeyeceğimi bile bile. Ama ay görünmüyordu sonuçta, daha önce söylemediğimi biliyorum ama belirtmek zorundayım "daha önce söylemişmiydim bilmiyorum ama ay dan nefret ederim." Ve keyfim yerindeydi ta ki o sesi duyana kadar, bir kadın çığlığı. Buna oldukça alışkınımdır, çığlıklar, kavgalar, küfürler evimin bulunduğu konum dolayısıyla geceleri olağan şeylerdir. Ama bu biraz farklıydı, yinede bir kadın çığlığı işte..
Umurumda olduğunu söyleyemem tüm içtenliğimle.
Çığlık gitgide yakınlaşmaya başlamıştı, sanki biri bana ulaştırmak istiyordu gibi ve beynimin derinlerine nüfuz etmek istercesine güçlü. Hiç bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum uzun süredir, umrumda olmayan birşeye zoraki tepki göstermek beni hep sinirlendirir. Ama ses başa çıkılacak gibi değildi, ister istemez ellerimin arasına götürdüm başımı ve balkonun zeminine kıvrıldım 2 büklüm. Sinirden titremeye başlamıştım artık ama balkon kapısından, oturma odasına geçicek gücüm yoktu ve tam o son noktaya, hani herşeyin bittiği yada radikal değişiklik geçirerek başladığı yada herneyse belkide hiçbirşeyin değişmediği o noktaya gelene kadar. Sonra beynimdeki ses ayrılmak istemiyorcasına beyin hücrelerimi zoraki bırakarak çıkmıştı. Ve gitti, geriye rahatlık kaldı tabiiki nefret duygusuyla birlikte. Yerden aldığım güçle balkonun demirlerine tutunup kendimi çektim bir anda caddenin sağında ki sokak lambası yanıyordu sadece yinede ortalıkta olup biteni görmeme yetti. Ve ortalıkta hiçbirşey olup bitmiyordu. Nefret yerini hüzüne bıraktı şimdi eve duyduğum duygu buydu "hüzün" kendi başıma, yaşadığımdan bile haberdar olmayan bir dünya da deliriyordum. Ve nefret ettim hepsinden nefret ile birlikte ağzım tükürüğe boğulmuştu sanki, tükürmek için parmaklıklardan kafamı uzattım apartmanın girişine doğru ve onu gördüm. Bir kadın, gülümseyen bir kadın, sinsice gülümseyen bir kadın. Ağzı bir insanın açamayacağı bir şekilde açılmış ses çıkarmadan kahkaha atıyordu sanki " iğrenç bir görüntü" Balkondan uzattığım kafama paralel kafamın tam izasında duruyordu. Kalp atışlarımın hızlandığını hissettim korkmuşmuydum acaba? "açık konuşursak eğer korktuğumu zannetmiyorum ama korkmuş olabilirim, yinede o kadına karşı duyduğum nefretle hiçbirşey boy ölçüşemezdi o anda" ve evet aşağıya inip o kadına ölesiye zarar vermeyi düşündüm. "Hayır kötü biri değilim, ama iyi biri hiç değilim" ta ki beynimde dönüp duran, sanki pusuda bekleyen o ağrı tekrar başlayana kadar. Evet o ağrının yerini hiçbirşey tutamazdı ve kendimi oturma odasına atmak zorunda kaldım. Balkon kapısını ve perdeleri hızlıca kapatım kendimi kanepeye attığımı hatırlıyorum son olarak. Ondan sonrası sabah ezanında beni uyandıran nerde olduğunu bilmediğim caminin hocası. Belki nerde olduğunu bilsem birgün onuda ziyaret edebilirim sabahın köründe bana yaptıkları yüzünden.
Saat şu anda 7.23 ama önce gecenin 3'ünü biraz geçiyordu. Tıpkı yüzlerce kez yaptığım gibi yine teleskobumu alıp çıktım balkona. bulutlardan yıldızları göremeyeceğimi bile bile. Ama ay görünmüyordu sonuçta, daha önce söylemediğimi biliyorum ama belirtmek zorundayım "daha önce söylemişmiydim bilmiyorum ama ay dan nefret ederim." Ve keyfim yerindeydi ta ki o sesi duyana kadar, bir kadın çığlığı. Buna oldukça alışkınımdır, çığlıklar, kavgalar, küfürler evimin bulunduğu konum dolayısıyla geceleri olağan şeylerdir. Ama bu biraz farklıydı, yinede bir kadın çığlığı işte..
Umurumda olduğunu söyleyemem tüm içtenliğimle.
Çığlık gitgide yakınlaşmaya başlamıştı, sanki biri bana ulaştırmak istiyordu gibi ve beynimin derinlerine nüfuz etmek istercesine güçlü. Hiç bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum uzun süredir, umrumda olmayan birşeye zoraki tepki göstermek beni hep sinirlendirir. Ama ses başa çıkılacak gibi değildi, ister istemez ellerimin arasına götürdüm başımı ve balkonun zeminine kıvrıldım 2 büklüm. Sinirden titremeye başlamıştım artık ama balkon kapısından, oturma odasına geçicek gücüm yoktu ve tam o son noktaya, hani herşeyin bittiği yada radikal değişiklik geçirerek başladığı yada herneyse belkide hiçbirşeyin değişmediği o noktaya gelene kadar. Sonra beynimdeki ses ayrılmak istemiyorcasına beyin hücrelerimi zoraki bırakarak çıkmıştı. Ve gitti, geriye rahatlık kaldı tabiiki nefret duygusuyla birlikte. Yerden aldığım güçle balkonun demirlerine tutunup kendimi çektim bir anda caddenin sağında ki sokak lambası yanıyordu sadece yinede ortalıkta olup biteni görmeme yetti. Ve ortalıkta hiçbirşey olup bitmiyordu. Nefret yerini hüzüne bıraktı şimdi eve duyduğum duygu buydu "hüzün" kendi başıma, yaşadığımdan bile haberdar olmayan bir dünya da deliriyordum. Ve nefret ettim hepsinden nefret ile birlikte ağzım tükürüğe boğulmuştu sanki, tükürmek için parmaklıklardan kafamı uzattım apartmanın girişine doğru ve onu gördüm. Bir kadın, gülümseyen bir kadın, sinsice gülümseyen bir kadın. Ağzı bir insanın açamayacağı bir şekilde açılmış ses çıkarmadan kahkaha atıyordu sanki " iğrenç bir görüntü" Balkondan uzattığım kafama paralel kafamın tam izasında duruyordu. Kalp atışlarımın hızlandığını hissettim korkmuşmuydum acaba? "açık konuşursak eğer korktuğumu zannetmiyorum ama korkmuş olabilirim, yinede o kadına karşı duyduğum nefretle hiçbirşey boy ölçüşemezdi o anda" ve evet aşağıya inip o kadına ölesiye zarar vermeyi düşündüm. "Hayır kötü biri değilim, ama iyi biri hiç değilim" ta ki beynimde dönüp duran, sanki pusuda bekleyen o ağrı tekrar başlayana kadar. Evet o ağrının yerini hiçbirşey tutamazdı ve kendimi oturma odasına atmak zorunda kaldım. Balkon kapısını ve perdeleri hızlıca kapatım kendimi kanepeye attığımı hatırlıyorum son olarak. Ondan sonrası sabah ezanında beni uyandıran nerde olduğunu bilmediğim caminin hocası. Belki nerde olduğunu bilsem birgün onuda ziyaret edebilirim sabahın köründe bana yaptıkları yüzünden.
ilk zarın 6 gelme olasılığı
17 Şubat 2002
Küçük balkonumdaydım az önce, baş ağrılarım iyice şiddetlendi. Ara ara gelip sanki beynimin bir bölümünü uçuruyorlar. Neyse ki herşeyin bir çaresi bulunur..
Üst komşum burda devlet hastanesinde çalışıyor. Anestezi işi yapıyor söylediğine göre ama güvenilmez biri olmanın yanında söylediklerinin yalan olduğuna inanıyorum yinede bana getirdiği morfinlerin değeri paha biçilemez o nedenle ne iş yapıp, ne haltlar çevirdiği önemli değil. Morfinlerin parası dışında konuşmamamız ise benim için bir lütuf.
Cadde üstünde eski bir binada küçük bir dairedeyim. Gündüzleri uyurum genellikle geceleri ise, ara ara(ama bu sıralar bunun için sanki özel çaba sarfediyormuşum gibi) balkonumdan insanları izlerim evin bütün ışıklarını kapatıp. Sadece sigaram olur ışık yayan. Ah bir de teleskobum bir aralar hiç zaman ayıramadığım şimdi ise onunla adeta konuştuğum herşeyi görmemi sağlayan, 3 ince ayak barındıran bana asıl güzelliğin gök yüzünde olduğunu öğreten gözlerimle gördüğüm güzelliklerin çoğunu paylaştığım dostum..
Ve yeniden yazmaya başladım sanırım.
Küçük balkonumdaydım az önce, baş ağrılarım iyice şiddetlendi. Ara ara gelip sanki beynimin bir bölümünü uçuruyorlar. Neyse ki herşeyin bir çaresi bulunur..
Üst komşum burda devlet hastanesinde çalışıyor. Anestezi işi yapıyor söylediğine göre ama güvenilmez biri olmanın yanında söylediklerinin yalan olduğuna inanıyorum yinede bana getirdiği morfinlerin değeri paha biçilemez o nedenle ne iş yapıp, ne haltlar çevirdiği önemli değil. Morfinlerin parası dışında konuşmamamız ise benim için bir lütuf.
Cadde üstünde eski bir binada küçük bir dairedeyim. Gündüzleri uyurum genellikle geceleri ise, ara ara(ama bu sıralar bunun için sanki özel çaba sarfediyormuşum gibi) balkonumdan insanları izlerim evin bütün ışıklarını kapatıp. Sadece sigaram olur ışık yayan. Ah bir de teleskobum bir aralar hiç zaman ayıramadığım şimdi ise onunla adeta konuştuğum herşeyi görmemi sağlayan, 3 ince ayak barındıran bana asıl güzelliğin gök yüzünde olduğunu öğreten gözlerimle gördüğüm güzelliklerin çoğunu paylaştığım dostum..
Ve yeniden yazmaya başladım sanırım.
İlk zar
19 Şubat 2001
Bu evde kendi isteğimle kapana kısıldım, yazmaktan başka çarem yok gibi. Ama duruma alıştım sayılır, en azından ilk zamanlar içimde oluşan bulantı geçti. Düzensiz bir hayatın yerini eylemsiz bir hayat aldı diyebilirim, aslında ne olduğunun bende tam olarak farkında değilim. "Bir anda herşey değişebilir, alt-üst olabilir, hayat budur." cümlesi ile aramda kronik bir bağ kuruldu. Hoşuma gidiyor bu çünkü böyle olması için uğraştım ve biraz da kader yardımıyla artık yalnızım.
Tam 14 ay çok az insanla iletişime geçip onlarında çok azıyla doğru düzgün cümleler kurdum. Ama birşey var benim aklımı kaybetmeme sebeb olabilecek yanılsamalar, görüntüler ve ben bir uçurumun eşiğindeyken o hiçbir duygu beslemediğim insanlar bilsin istiyorum yaşadıklarımı.
Bu günlüğü yazarken bile ne kadar zorlandığımı bilemezsin. Çarenin tek oluşundan nefret ediyorum tıpkı senin gibi..
Bu evde kendi isteğimle kapana kısıldım, yazmaktan başka çarem yok gibi. Ama duruma alıştım sayılır, en azından ilk zamanlar içimde oluşan bulantı geçti. Düzensiz bir hayatın yerini eylemsiz bir hayat aldı diyebilirim, aslında ne olduğunun bende tam olarak farkında değilim. "Bir anda herşey değişebilir, alt-üst olabilir, hayat budur." cümlesi ile aramda kronik bir bağ kuruldu. Hoşuma gidiyor bu çünkü böyle olması için uğraştım ve biraz da kader yardımıyla artık yalnızım.
Tam 14 ay çok az insanla iletişime geçip onlarında çok azıyla doğru düzgün cümleler kurdum. Ama birşey var benim aklımı kaybetmeme sebeb olabilecek yanılsamalar, görüntüler ve ben bir uçurumun eşiğindeyken o hiçbir duygu beslemediğim insanlar bilsin istiyorum yaşadıklarımı.
Bu günlüğü yazarken bile ne kadar zorlandığımı bilemezsin. Çarenin tek oluşundan nefret ediyorum tıpkı senin gibi..
birbirinden farklı zarlar
14 Şubat 2001
Birbirinden farklı 4 yemek yedim bugün, onlar orda ve benim için var iseler bende bu basitlikten hoşnutum.
Ahh gördüklerini zannediyorlar halbuki onlar görmek istediklerini görür değil mi? Buraya gelmeden önce biri onlara aptal demişti, bu sözcüğün ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Evet bunlarla yaşanır, ama daha çok yolculuk yapmalı. Yoksa hiçbiri varolamaz.
Birbirinden farklı 4 yemek yedim bugün, onlar orda ve benim için var iseler bende bu basitlikten hoşnutum.
Ahh gördüklerini zannediyorlar halbuki onlar görmek istediklerini görür değil mi? Buraya gelmeden önce biri onlara aptal demişti, bu sözcüğün ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Evet bunlarla yaşanır, ama daha çok yolculuk yapmalı. Yoksa hiçbiri varolamaz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)